Seslendirme Yapmak İstiyorum!

IMG_3572
Google’a “seslendirme” yazdığınızda karşınıza gelen en popüler aramalardan biri işte bu: “Seslendirme yapmak istiyorum”. Bunu seçtiğinizde karşınıza çıkan forum yorumları genellikle şöyle oluyor: “Küçüklüğümden beri seslendirme yapmak istiyorum, ah bi elimden tutan olsa…” , “Telefonda konuştuklarım sesimi çok beğeniyor, bu konuda ne yapabilirim?”

Tabii bunlara yeni tanıştığım ve mesleğimi o anda öğrenmiş kişilerin soruları da eklenmeli: “Ben de ek gelir için seslendirme yapayım diyorum, seslendirmeciler iyi kazanıyormuş, doğru mu?”, “Geçen gün bakkal amca, senin sesin çok güzel TRT’ye gitsene, dedi…”

Şimdi burada durup “Aman da bu mesleğe ömrümü verdim, bu işler o kadar kolay değil!” diye ahkâm kesmemi ve size bu yazının gerisini okumadan geçme bahanesi vermemi bekliyor olabilirsiniz. Oysa yapmaya çalıştığım şey, meseleyi bu sıralar bir hayli revaçta olan bu örnek üzerinden anlatmak.

İsteyip, özenip, hayalini kurup da yapmadığınız, ertelediğiniz, bir adım atmak için bir yerlerden işaret beklediğiniz kaç hayaliniz var?
Şimdi bir dakika durun, hayatınızın tadına bakın… Hımmm…
Hangi baharatlar eksik? Ömrünüzün sonuna kadar bu tatsız yemeği yemek istediğinizden emin misiniz? Şöyle pul biberli bir doğa sporu ekleseniz tadı değişir mi biraz? Veya çok tuzlu olduğu halde yüzünüzü ekşite ekşite yemeye devam ettiğiniz kariyer planınızı değiştirseniz?

Ne sanmıştınız? Mesele bu… Baharatlar. Hayat dediğin şeyin tadı tuzu olmalı!

Haa “Artık belli bir yaşa geldim, benden geçti.” diye düşünüyor olabilirsiniz. Yazar Mehmet Eroğlu’nun saksafon çalmaya başlama hikayesini duydunuz mu? O ana kadar günde 3 paket sigara içerken, 45 yaşında sigarayı bırakıp ‘imkansız’ diyenlere inat saksafon çalmayı öğreniyor. Bugün eminim sayısı daha fazladır ama ben bu hikayeyi kendisinden dinlediğimde 250 parçalık bir repertuara sahipti!

Örnek bir tane değil elbette. Madem asıl konumuz seslendirme, bir örnek de oradan verelim. 30 yaşını geçtikten sonra çevresinden ve kendi içinden gelen sese kulak vermeye karar verip bu işin eğitimini alan bir arkadaşım var. Kendisini geliştirmek için çok çalıştı, kısa sürede adını duyurdu ve güzel işlere imza attı. Konunun yalnız bu kısmını merak edenler için: evet, para da kazandı! Daha sonra ise kendi içinde bambaşka bir tutku keşfetti ve Antalya’ya taşındı. Bu beyefendi şu anda cennet gibi bir kreşin sahibi!

Bir hayalin peşine düşüp gerçekten onu isteyip istemediğimize karar vermek de emek ve zaman istiyor. Bu çabayı harcamadıkça aklımızda ‘Ya deneseydim?’ sorusu ve bu konu açıldığında midemize yerleşen bir sızıyla kalakalıyoruz. Asıl olan aramaya inanmak!

Hayatınızda eksikliğini hissettiğiniz şey hakikaten bir şeylere ses vermekse hemen bugün o konuda yapmaya başlayabileceğiniz şeyler var. Amma ve lakin bir blog yazısında sözü çok fazla uzatmamalı. Bu yazının ikinci bölümüne beklerim efendim…